Selvi'den 19 Mayıs Mesajı
Şafak'tan 19 Mayıs Bayram Mesajı
Geleceğimizin teminatı gençlerimizin bayramı
En büyük zenginliğimiz gençlerimiz
‘Bitaraf olan bertaraf olur’
Türkiye’de üniversitelerin, STK’ların ve medyanın durumu meydandadır. Tarafsız ve milli yayın politikası izleyen televizyon kanallarının sahipleri çeşitli bahanelerle tutuklanıp içeri atıldı. İktidar kendisini eleştiren televizyoncu ve köşe yazarlarını görsel ve yazılı basın dünyasından sildi. AKP, kimi medya gurubunu korkutularak, kimisini satın alarak kimisine de el koyarak saf dışı bıraktı. Türkiye medyası bugün fiilen AKP medyası haline gelmiştir.
Başbakan Erdoğan 2010 Şubat ayında şu sözleri etmiştir: "Şimdi o gazetelerin patronlarına sesleniyorum, 'ne yapayım, köşe yazarı, hâkim olamıyorum' diyemezsin. 'Sen bunun sorumlususun arkadaş' diyeceksin”.
Demokratik bir ülkede demokrat bir liderin ağzından çıkmayacak bu tehdit ve baskı içeren sözler Türkiye’de Başbakan’ın ağzından çıkmıştır. Bu sözlerin ardından merkez medyanın önemli köşe yazarları ve televizyoncuları işinden olmuş, geride kalanlar ise sinmiş ve seslerini iyice kısmışlardır.
Gazetecilere ve karikatüristlere Erdoğan tarafından açılan sayısız dava, medya patronlarını Dolmabahçe’de toplayıp tehdit edilmesi, patronlar üzerinde kurulan baskılarla gazetecilerin işlerinden kovdurulması, çeşitli davalar konu edilerek yüzü aşkın gazetecinin tutuklanması, internet sitelerinin kapatılması AKP’nin entelektüel muhalefete sıfır tolerans uyguladığını gösterir.
Bizzat Başbakan Erdoğan, STK’ları ‘Bitaraf olan bertaraf olur’ tehdidi ile sindirdi.
Tutuklamalar, bitmek tükenmek bilmeyen yargılamalar, dinlemeler, suçlamalar, operasyonlar derken Türkiye korku Cumhuriyetine döndürülmüştür.
AKP on yıllık iktidarı döneminde kendisine yönelik sivil muhalefeti sindirip teslim aldıktan sonra var gücüyle siyasi muhaliflerini etkisizleştirmeye ve marjinalleştirmeye yönelmiştir.
Gelinen aşamada Türkiye’de artık AKP basını, AKP medyası, AKP bürokrasisi, AKP burjuvazisi, AKP sendikası, AKP STK’sı, AKP aydını vardır. Devlet aygıtı ise AKP’nin aracı haline gelmiştir.
Türkiye’de asimetrik bir siyaset giderek daha da belirgin hale gelmiş bulunmaktadır. Durum maalesef giderek kötüleşmektedir.
Bilindiği gibi AK Parti iktidarı TBMM’nin açılışıyla birlikte genel kurul çalışmalarının televizyondan yayınlanmasını sınırlandırdı. Böylece parlamento içi muhalefetin sesi iyiden iyiye kısılmış oldu.
İktidar, TBMM’deki sayısal üstünlüğüne rağmen TBMM’den çıkardığı kanunlarla değil Bakan Kurulundan çıkardığı 35 KHK’yla adeta Türkiye’nin DNA’sını değiştirmiştir.
Bütün bu yasaya ve formaliteye uydurulmuş baskı yöntemleriyle yetinmeyen AKP Türkiye’yi, ileri demokrasi söylemleri altında bir çeşit polis devletine çevirmiştir.
Üç dönem üst üste oylarını yükselterek sandıktan çıkan AKP, seçim başarısının kendine verdiği güvenle iyice pervasızlaşmıştır. Bu durum AKP’yi halkın sorunlarına karşı ilgisizleştirmiş ve muhalefeti de gereksiz bir kurum olarak görür hale getirmiştir.
Bu nedenle olacaktır ki iktidar muhalefetin sesinin duyurulmaması için bir yandan Meclisten televizyon yayınlarını kısarken diğer yandan da TBMM iç tüzüğünü değiştirme kararı almıştır.
AKP iktidarı iç tüzüğü değiştirerek çoğunluğun kesin ve tam egemenliğini kurmak üzere harekete geçmiştir.
AK Partinin TBMM’nin İç Tüzüğünde değişiklik öngören teklifi TBMM Genel Kurulunda bugün görüşülecektir.
AK Partinin tüzük değişikliğinin bir tek amacı vardır, o da muhalefeti marjinalleştirmektir.
Bu değişiklikle TBMM İç tüzüğünün mevcut bürokratik ve hiyerarşik yapısı, muhalefet aleyhine daha da sertleştirilmiş olacaktır. Değişiklik iktidar gurubunu daha güçlü ve baskın, muhalefeti ise etkisiz ve edilgen kılmaya yöneliktir. Muhalefetin konuşma sürelerinin kısılması ile iktidar, muhalefetin görüşlerinin halka ulaşmasını büyük ölçüde engellemiş olacaktır.
TBMM iç tüzüğü iktidarın istediği şekilde değiştirilirse bundan böyle TBMM’de muhalefet, formaliteye indirgenmiş olacaktır.
Bu durum AKP’ye karşı siyasi muhalefetin toplumsal muhalefete dönüşmesine ve sonuçta muhalefetin TBMM çatısının dışına taşmasına neden olacaktır.
AK Parti, “ileri demokrasi”, “milli irade” ve buna benzer sözleri uyguladığı çoğunluk despotizmini kamufle etmekte kullanmaktadır.
AKP, demokratik yollardan iş başına geldikten ve devlet gücünü ele geçirdikten sonra kendisini iktidara getiren demokratik sürece ihanet eder hale gelmiştir.
Bu sürecin doğal sonucu olarak AKP başlangıçta savunduğu demokratik amaç ve ilkeleri bir kenara atmıştır.
Türkiye, kendisine demokrat bir iktidarla karşı karşıya gelmiştir.
Meşhur “iktidar bozar, mutlak iktidar mutlaka bozar” kuralından AKP yeterince nasibini almıştır.
AKP’nin önerdiği iç tüzük değişikliği TBMM’den geçerse iktidar ile muhalefet arasındaki “fren-denge” sistemi tümüyle bozulmuş olacaktır.
Böylece AKP’nin kullandığı “hep birlikte Türkiye’yiz” sloganı fiilen “AKP tek başına Türkiye” sloganıyla yer değiştirmiş olacaktır.
Bugün Türkiye, “ileri demokrasi” söylemleri altında despotik ve baskıcı bir iktidarın tasallutu altına girmiştir. Gidiş demokrasi ve millet adına hem tehlikeli hem de vahimdir.
Diğer yandan TBMM’nin iç tüzüğünü değiştirmesi önerisi son zamanlarda gündemi meşgul eden şu süreçlerin ardından gelmesi de düşündürücüdür.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “Hepsi, kim, ne varsa bu topraklar üzerinde o kimliğe saygı duyacağız. O kimliğin bütün kültürel haklarını, Anayasal haklarını vereceğiz, tanıyacağız” diyor.
AKP yetkilileri Arınç’ın söylediği gibi kendilerini Türkiye’nin tek mülk sahibi olarak görmektedirler. Bunlar Türkiye’yi babalarının malı sanmaktadır.
Her istediklerini yapabileceklerini, her istediklerini “babalar gibi” satabileceklerini ve her istediklerini bir yerlere verebileceklerini sanıyorlar.
Bu ülke AKP’nin değil Türk milletinindir. Toprağın altındakileri hesaba katmadan her önüne geleni vereceğini söyleyenler, şehitlerin ruhunu rencide etmektedir.
Bir bakınız!
29 Ekim Cumhuriyet Bayram kutlamaları sınırlandırılmıştır.
19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı törenlerini “stadyumlarda faşist tapınma ritüelleri” olarak nitelendirerek kaldırılması önerilmiş.
Okullardaki Milli Güvenlik dersleri kaldırılmıştır.
“Andımız”ın kaldırılması için girişimler başlatılmıştır.
Son olarak Atatürk’ün “Gençliğe Hitabesinin kaldırılması önerilmiştir.
Bütün bu girişimlerin önderlerinden olan bir şahıs, Cumhurbaşkanı tarafından Atatürk Türk Tarih Kurumu’na üye olarak atanmış ve gösterilen tepkiler üzerine de istifa etmek zorunda kalmıştır.
Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı, Çankaya’da kar topu oynarken, Facebook ve Twitter’lere cevap verirken ülkede de Cumhuriyeti, Cumhuriyet yapan kavramlar ve kurumlar tartışılmaya devam ediyor.
TBMM İç Tüzüğünde AKP’nin istediği değişiklikleri yapmak muhalefeti etkisiz eleman konumuna indirgemek anlamına gelecektir. Elbette muhalefet kendisini yok hükmüne indirgeyen bu değişikliğe karşı var gücüyle karşı koyacaktır. Böylece Türkiye daha da gerilmiş ve kutuplaşmış olacaktır.
AKP, iktidarının termal döneminde çoğunluk gücüne dayanarak muhalefetin sesinin TBMM’de kısmaya yönelik iç tüzük değiştirme girişimleri demokrasi adına utanç vericidir.
Bu durum çoğunluk diktasının ilanı anlamına gelmektedir. Türkiye, niceliğin, sayının, parmağın hakimiyeti altına girmiş bulunmaktadır.
İktidarın halkın seçtiği milletvekillerinin yani milli iradenin hapishaneden çıkarılmasına yönelik bir girişimde bulunulmaması da demokrasi ve rejim adına kaygı vericidir.
AKP adeta HSYK ve Anayasa Mahkemesinin yapısında yapılan değişikliklerle yürütme, yargı ile işbirliği içinde muhalefetin elini kolunu bağlayan bir caba içinde görünüyor.
Unutulmasın ki AKP iktidarı gücüne mağrur olup demokratik sınırları aşmaya kalkmasının bedelini bütün Türkiye ödeyecektir. Umarız bu bedel ağır olmaz!
CHP Bor İlçe Örgütünden MHP’ye Ziyaret
Ömer Selvi ziyaretlerine Devam Ediyor
Niğde’nin alt yapı sıkıntısı kalmayacak
MHP, Anneler Günü’nü kutladı
Kavaklıoğlu ve Selvi, Belediye Meclisiyle bir...
Ak Parti’de milletvekilleri ve teşkilat arı...
MHP Bor İlçe Başkanı Anneler Günü Mesajı...
CHP li 4 Vekil Mecliste Patetes ile İlgili Basın...
Bu habere yorum yapan ilk siz olun!