Başkan İmdat Yağmur Yine Aday
Uyuşturucu Tacirlerine Darbe
Amatör Fotoğrafçılar Erciyes'e Gidiyor
Kar, En Çok Onların İşine...
Dünyada yirmiden fazla yerel ve ulusal parlamento ve sayısı belirsiz sivil toplum kuruluşu ile örgüt 1915 olaylarını soykırım olarak kabul etmiştir. Dünya medyası da büyük ölçüde bu görüşe inandırılmıştır. Bu görüş doğrultusunda yazılmış çok sayıda eser kitapçıların, kütüphanelerin raflarının ve üniversite kürsülerini dolduruyor. TV programları, filmler ve senaryolar Türkiye aleyhtarı olacak biçimde soykırım hikâyesi anlatmaktadır.
Medyanın, edebiyat ve sanat dünyasının doğruluk algısını yarattığı bir konunun yanlış olduğunu kanıtlamak sanıldığından çok zor bir iştir.
Ermeni diasporası yaklaşık yüz yıldır durmadan işlediği bir davanın ürünlerini bugün topluyor.
Fransa’da oylanan ve onaylanan tasarı ise soykırım ötesi bir durumu ve amacı anlatıyor.
Fransa’daki bu son girişim Sarkozi sorunu olarak ele almak doğru değildir. Sarkozi, Fransa’daki tasarının arkasında olduğu doğrudur. Ama bu gerçeğin tamamını açıklar nitelikte değildir.
Fransa’nın Türkiye aleyhtarı tavrının belli başlı dört nedene bağlayabiliriz:
Birincisi Türkiye’yi Avrupa Birliğinin dışına itmek,
İkincisi Türkiye’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki etkinliğini kırmak;
Üçüncüsü Avrupa’daki Türklük ve İslamiyet aleyhtarlığı,
Dördüncüsü ise Fransa’daki Ermeni diasporasının seçim arifesinde desteğini sağlamaktır.
Bu saydığımız amaçlar için Fransızlar, kendilerinin de bir tarafından faili oldukları 1915 olaylarının hayaleti ile Türkiye’yi boğuşturmak istiyorlar. Bu bağlamda Fransız Parlamentosu ilk önce tarihçilerin yapması gerekeni yaptı. Yani tarihçiliğe soyunarak, Türkler 1915’de, Ermenilere “soykırım yaptı” dedi ve kendi çapında tarih yazdı. Bunu da sapa sağlam bir yasaya bağladı. Bir süre sonra bu kez de Fransız Parlamentosu kendisini mahkeme yerine koyarak “soykırım yapılmamıştır” diye düşünce ileri sürene ceza öngören yasayı kabul etti.
Fransız Parlamentosuna göre bir gerçek olan “Ermeni Soykırım”ı konusunda Fransızların öngördüğü biçimde düşünmeyenleri cezalandıran yasa tasarısını ise bu kez Fransız Senatosu görüşülerek kabul edildi.
Fransa Senatosunun kabul ettiği bu tasarı birçok açıdan sorunludur. Bu tasarı tarihi gerçeklere aykırıdır. Ahlaki değildir. Türk-Fransız dostluk ve ilişkileriyle bağdaşır yanı yoktur. Demokrasi ve düşünce özgürlüğüne aykırıdır.
Diğer yandan Türkler ile Ermeniler arasında tarihi şartların yüz yıl önce ürettiği travma ve trajediden Fransa’nın siyasi avantaj devşirmeye çalışması da her şeyden önce insani değildir.
İki toplum arasında yaşanan acının ve dramın istismarı Fransa’nın sömürgeci geçmişiyle çok da uyumsuz değildir. İnsani ve ahlaki her türlü değeri siyasi bir enstrüman olarak kullanmanın Fransa’da bir gelenek olduğunu da unutmamak gerekir.
Ancak Fransa’da kabul edilen bu tasarı Türkiye düşmanlığının ötesinde bir anlama sahiptir. Bu tasarı doğrudan demokrasiyi, düşünce ve ifade özgürlüğünü hedef almaktadır.
Fransa’daki kanunlar komisyonun bu yasaya şiddetli bir biçimde karşı çıkmasının nedeni de buydu. Kanunlar komisyonu açıkça bu yasanın “Fransız anayasasına, ifade ve araştırma özgürlüğüne aykırı” olduğunu ortaya koymuştu.
Sonuçta Fransa’daki insan hakları ve hukuk otoriteleri Fransa’nın siyasi otoritesi karşısında geri adım atmıştır. Bu yönü itibarıyla Senatonun kabul ettiği bu yasa Türkiye sorunu olmaktan çok Fransa’daki demokrasi, ifade ve düşünce özgürlüğüyle ilgili bir sorundur.
Bütün bu gelişmelerin Türkiye-Fransız ilişkilerine yansıması elbette dramatik olacaktır.
Fransız otoriteleri, Türkleri 1915 olaylarını tehdit ve şantajla hatırlamaya zorluyor. Türkler 1915 yılını hatırlarsa bu olaylarda Fransa’nın rolü de ortaya çıkmış olacaktır. Çünkü hatıralar bölünme kabul etmez bir bütündür.
Türkler 1915 olaylarını hatırlamaya zorlanırsa, kendi kayıplarını, yitirdikleri toprakları ve o topraklar üzerinde maruz kaldıkları katliam, sürgün ve trajedileri de hatırlayacaklardır.
Hatırlamak ve unutmak travma karşısında gösterilebilecek iki meşru davranış tarzıdır. Osmanlı imparatorluğunun dağılma sürecinde yabancı diyarlara göç eden Ermeniler hatırlamayı, Anadolu topraklarına dönen Türkler ise unutmayı tercih etmişlerdir.
Yasa tasarısının görüşülme sürecinde Türkiye ile Fransa arasında yaşananların da üzerinde durulmaya değerdir.
Fransız Parlamentosu bu sorunlu yasa tasarısını görüşüyorken Başbakan Erdoğan, Sarkozy’e bir mektup yazarak, ikili ilişkilerde “sağduyunun siyasi hesaplara üstün gülmesi” gerektiğini beklediğini söylemişti. Ardından da “Bu tür adımların ileri noktalara varmasının, Türkiye ile Fransa arasındaki siyasi, ekonomik, kültürel tüm alanlardaki çok yönlü ilişkileri bakımından sonuçları vahim olacağı gibi sorumluluğu da girişim sahiplerine ait olacaktır'' uyarısına yer vermişti.
Sarkozy, bu mektuba rağmen Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın telefonlarına üç gün süre ile çıkmamış, sonuçta da tasarı Fransız Parlamentosundan geçmişti. Şimdi bu tasarının kanunlaşabilmesi için son aşama olan Fransız Senatosundan geçmesi gerekir. Türkiye’nin “vahim sonuç” dediği şeyler tasarının yasalaşmasıyla meydana gelecektir. Bunu tahmin etmiş olacak ki Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy, bu defa Başbakan Erdoğan’a cevabı mektup yazmıştır.
Sarkozy, cevabı mektubunda, Senato’ya sunulan “Tasarı metninde ne bir halk ne de bir devlet hedef alınmaktadır” diyor. Sarkozi, Türkiyeli yöneticilerin böylece zekâlarıyla alay da etmiş oluyor. Sarkozi devam ediyor: “Fransa, itirafı güç olan görevini yaptı. Köle ticaretindeki sorumluluğunu kabul etti.
Alman işgali sırasında, Fransa’da yaşayan Yahudilerin toplanarak kamplara gönderilmesindeki rolünü tanıdı. Ben şahsen, 2007 yılında Cezayir’in Konstantin kentinde yaptığım konuşmada Fransa’nın Cezayir’de Fransız sömürgesinin kör vahşetini ve Cezayir halkının anlatılmamış acılarını dile getirerek kınadım…/…Bu yasayla ilgili olarak atılacak aşırı adımlar iki ülke arasındaki çok yönlü ilişkilere zarar vereceği gibi sonuçları da vahim olacaktır ve sorumluluğu da girişim sahiplerine ait olacaktır”.
Sarkozi, Türkiye’yi de ucuz ve uçuk söylemlerle oyalamayı da ihmal etmemiştir.
Mektubunda Sarkozy, köle ticaretinden, Yahudilerin toplama kampına gönderilmesine oradan Fransız sömürgesinin kör vahşetine işledikleri melun failleri tanıdıklarını söylüyor.
Türkiye’ye de siz de artık şu insanlığa karşı işlediğiniz suçu bir zahmet kabul ediverin diyor. Sarkozi, Fransa’nın yaptıklarını “soykırım” gibi ağır hukuki sonuçlar doğuracak bir kavramla tanımlamıyor. Sarkozy, yaptıklarımız için “pardon” dedik diyor. Türkiye’yi ise “soykırım” ile suçluyor ve bunu sessizce sineye çekmesini istiyor.
Sarkozi, atacağınız ‘aşırı adımların sorumluluğu da size ait olacaktır’ demeye getiriyor. Sonuçta Fransız Senatosu Fransızların ihtiyaçlarına uygun biçimde düzenlenen yasayı kabul etmiştir. Yasayla 'Ermeni soykırımının' varlığını inkâr etmek suç haline geliyor ve bunu inkar edenler 1 yıl hapis ve 45 bin Euro tazminat cezasıyla yargılanacağı öngörülüyor. Yasada ''Kanunlar tarafından tanınan soykırımların inkarı yasaklanır'' ifadesi yer alıyor.
Fransa, akıl ve mantık dışı bu kanunu Senato’ya kadar getirirken Türkiye ciddi, aklı başında ve etkili girişimlerde bulunabilirdi. Türkiye bunu yeterince yapmadı ve adeta süreci seyretti. Son anda mektup, telefon ve tepki içeren girişimlerle Türkiye aleyhtarı tasarı engellenmeye çalışıldı.
Fransa’daki kurumsal Türkiye düşmanlığına karşı ülkeyi yönetenlerin ciddi projelerinin olmaması sorunu bu aşamaya getirmiştir.
Kısacası kabahat Fransızlarda değil onlara bunu yapmak imkânını sağlayanlardadır.
2015 yılı 1915 olaylarının yüzüncü yılıdır. Ermeni Diasporası var gücüyle 1915 olaylarının yüzüncü yılında dünya parlamentolarında “soykırım” olarak onaylatmaya çalışıyorlar. Sözde soykırımı parlamentolardan geçirildikten sonra BM’ye getirmeyi düşünmektedirler. Türkiye’ye yönelik dayatmalar da BM kararları ile uluslar arası yaptırıma bağlanacaktır Türkiye öncelikle bunu dikkate alarak atılacak adımları ona göre belirlemelidir.
Türkiye Dış İşleri Bakanlığı, "Her yönüyle sorunlu ve bir sorumsuzluk örneği olan bu kararı şiddetle kınıyoruz ve bu karara tepkimizi her türlü platformda dile getireceğimizi ilan ediyoruz" diye açıklama yapmıştır.
Fransa’nın bu kararını her platformda dile getirmek yetmez. Türkiye’ye düşen Fransa’nın canını acıtacak adımlar atmaktır. Örneğin bunların başında da Rus doğal gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya akmasını sağlayacak “Güney Akımı projesi”nin gözden geçirilmesi olmalıdır.
Güney Akım projesinde, Rus Gazprom şirketi % 50’sine, İtalyan ENİ, % 20’sine Alman Wintershal Holding % 15’ine ve Fransız EDF % 15’ine sahiptir. Fransız şirketi Güney Akım Projesine girebilmek için Fransız devletinin desteğini alarak inanılmaz bir mücadele vermişti. Fransa, bu projeye kabul edilebilmek için Rusya’ya ABD tarafından eleştirilen bir helikopter gemisi satışı dahi yapmayı kabul etmiştir. Bu bir NATO ülkesinin Rusya’ya yaptığı ilk gemi satışıydı.
Fransa’ya verilebilecek en ağır tepki Güney Akım projesinden Fransız firmasının çıkarılması olmalıdır. Bu gerçekleşmez ise Güney Akımı projesini yavaşlatacağı, askıya alacağı şeklinde bir politika izleyerek, Fransız menfaatlerine gerçekten zarar verilebileceğini göstermek olmalıdır.
Fransa’ya karşı atılması gereken başka adımlar da vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz.
Fransa’da Anayasa komisyonuna itiraz için gereken lobi faaliyetleri yürütülmelidir. Konu AİHM’ye taşınmalıdır.
Fransa’nın sömürgecilik tarihi ve insanlığa karşı işlenen suçlar bağlamında ciddi bir araştırma konusu yapılmalıdır.
Cezayir ile Ruanda’da Fransa’nın yaptığı soykırımlarla ilgili olarak verilmiş yasa tasarıları TBMM’de görüşülmelidir. Kısasa kısas yöntemi uygulamaya sokulmalıdır.
Fransızlara ait kültür ve sosyal kurumların faaliyetlerini sınırlandırıcı önlemler derhal devreye sokulmalıdır.
Fransız şirketlerinin Türkiye’deki ihalelere alınmamalıdır.
Azerbaycan devletinin de Fransa’ya karşı benzer kısıtlamalar içine girmesi için gerekli koordinasyon sağlanmalıdır.
CHP Bor İlçe Teşkilatı Şeker Fabrikasını...
Yeniçeri'den Kayseri Alparslan Türkeş Üniversitesi...
MHP Niğde Merkez İlçe Kongresinde İmdat Yağmur...
Herkes Üzerine Düşeni Liyakatla Yapmalıdır
MHP Bor İlçe Yönetim Kurulundan Belediye Başkanına...
Çamardılıların yol çilesi bitiyor
Akdoğan Parti İl Yöneticileri ve Kadın Kollarına...
Bor’da MHP birinci parti olacak.
Bu habere yorum yapan ilk siz olun!